MİMARİDE IŞIKLANDIRMA

Aydınlatma, bir nesne veya bir bölgeye görünür olmasını sağlamak için bir ışık kaynağının yollanmasıdır.  Aydınlatmanın amacı, ışık kaynağı ile aydınlatılan bölge veya nesnelerin görünür hale getirilmesidir. Işık kullanımında hedeflenen temel amaçlar kısaca şöyle sıralanabilir. 

• Işıklandırılan bölgenin veya nesnenin görünmesi. 

• Işıklandırılan bölgede iyi bir görüntü elde edilmesi.

• Işıklandırılan bölgede olması gereken bir görüntü sağlanması. 

Bu amaçlar doğrultusunda ışıklandırılan nesne veya bölgelerde renkleri doğru görebilmek, en küçük detayları ayırt edebilmek, yüzey dokularını net olarak algılayabilmek gereklidir. Bu koşullar yerine getirilerek yapılan bir ışıklandırma sonucu her zaman hem iyi hem de olması gereken görme koşulu sağlamış olur.  Yüzyıllar boyunca ışık, mimaride kullanılmış olup; mimaride kullanılan tüm detaylarla insan arasındaki iletişimi de sağlamıştır. Işık, pek çok alanda mekânların, objelerin, toplumsal algıların, sembollerin mimari projelerde daha etkili kullanılmasına yardımcı olmaktadır.  Mimaride ışığın görevleri zaman içinde değişkenlik gösterse de sektörün ayrılmaz bir parçası olmaya devam etmektedir.

Mimaride Işıklandırma Nasıl Yapılmalıdır?

Işık, doğal ve yapay olarak iki ayrı yapıya sahiptir.  İnsanlığın doğuşundan beri ilk ışık kaynağı Güneştir. Doğal bir ışık olan Güneş ışınları insanlar üzerinde toplumsal ve kültürel etkileri olan bir kaynaktır. Bu ışık kaynağı hem bedelsiz hem de kaynağı sonsuzdur. Ancak gün ışığı da denilen doğal ışık, mevsimlere göre; gün içinde hatta hava şartlarına göre bile değişkenlik gösterebilir.  Doğal ışık her zaman hareket halindedir ve günün belli saatlerinde kullanılabilmektedir. Mimaride doğal ışık çatılar ve pencereler aracılığıyla kullanılmaktadır. Tüm coğrafi ve atmosfer özelliklerine göre binaların pencereleri en kullanışlı ışık alanlarıdır ve gün ışığından faydalanılmak isteniyorsa mutlaka kullanılmalıdır. Pencerelerin tasarımı, boyutları ve yüksekliği ışığın içeri girme miktarıyla doğrudan alakalıdır. Gün ışığının geliş şekli ile ilgili yatay veya dikey tasarlanan bir pencere, baktığı yönle alakalı olarak iyi bir enerji tasarrufu da sağlayacaktır.  Tek yüzeyleri saydam olan çatılar da gün ışığından yararlanmak istenilen tasarımlarda kullanılmaktadır. Daha çok geniş alanlarda, iş yeri ve okul gibi yapılarda kullanılan bu aydınlatma şekli hem konforlu, hem estetik hem de enerji tasarrufu sağlayan bir uygulamadır. Enerji kaynaklarının sonsuz olmaması ve yüksek maliyetleri sebebiyle hem enerji tasarrufu hem de ekonomik açıdan yarattığı olumlu etkiler nedeniyle doğal ışıktan faydalanabilen çeşitli yöntemler geliştirilerek modern mimaride kullanılmaya başlamıştır. 

Öte yandan aydınlatmanın en önemli unsuru elektriğin icadı sonrası ışık yaşamımızın her alanında kolaylık ve çağdaşlık sağlamasının yanında mimaride de çok boyutlu ve derinliği olan sonuçlara ulaşmasında önemli bir keşif olmuştur.  Teknolojinin gelişmesiyle birlikte elektrik enerjisi aydınlatma amacıyla kullanılmaya başlamıştır. Hızla yaygınlaşan bu enerjinin kullanılması sonucu mimarlar tasarımlarına bu enerji kaynağını da dâhil ederek daha özgün eserler üretebilmişlerdir.  Ancak elektrik enerjisi kullanılarak üretilen ışık doğal ışık kadar sonsuz ve ekonomik değildir. Bu sebeple yapay ışık ve doğal ışık harmanlanarak kullanılmış, hem estetik hem de ekonomik bir çözüm üretilmiştir. Sanayi devrimi sonrasında gelişen ihtiyaçlara ve mimaride kullanılan yeni malzemelerle yapay ışık hızla ilerleyerek günümüzde çağdaş mimaride vazgeçilmez yerini almıştır. 

 Mimaride değişen ihtiyaçlara göre ışığın kullanım alanları da farklılıklar göstermektedir. İç mekân aydınlatmaları, dış mekân aydınlatmaları, bir noktadan yapılan aydınlatmalar gibi pek çok aydınlatma çeşidi sayabiliriz. 

Doğal malzemeler kullanılan mimaride doğal ışık kullanılması malzemenin yapısını, dokusunu daha da belirgin hale getirebilir. Ancak doğal ışık kullanımının bazı zorlukları olabilir. Yeteri kadar kontrol edilemez olması, mekânların ısı kontrollerinin sağlıklı bir şekilde yapılamamasına sebep olması, görüntü karmaşasına sebep vermesi gibi sakıncalardan söz edilebilir. 

Doğal ışıklandırma tasarımları yapılırken öncelikle mimari ögelerin bulunduğu coğrafya şartlarının göz önünde bulundurulması çok önemlidir. Aynı zamanda çevresel hareketlerin hatta atmosfer şartlarının da iyi düşünülmesi gerekir. Ayrıca mekânların formu, konumları, yatay ve dikey oluşları, kapladıkları alan da ışıklandırma açısından dikkate alınmalıdır.

İç mimaride kullanılan ışıklandırma elemanları mimari ile uyumlu olmalı, adeta doğal bir uzantı gibi görünmelidir. Bu, aydınlatmanın başarısı ve verimliliği açısından kaçınılmazdır.  İç mekânlarda doğal ışığın çatı ve pencerelerden sağlanması yanında ışık rafları da kullanılmaktadır. Işık rafları genel olarak pencereden gelen doğal ışığın toplanarak tavana yansıtılması ve tavandan gerekli yerlere dağıtılması şeklinde çalışır. Bu raflar her zaman doğal ışıkla çalışmaz. Yapay ışık ile çalışanları da vardır.  Bu şekilde çalışan ışık rafları ofis ortamlarında çok olumlu sonuçlar vermektedir. Özellikle bilgisayar ortamında çalışanlar için uygun çalışma şartları yaratmaktadır.

Doğal ışıktan yararlanma yöntemlerinden bir diğeri de ışık tüpleridir. Bu ışık tüpleri çatıdan gelen doğal ışığı yansıtıcı tüpler sayesinde aydınlatma yapılacak mekânın veya hacmin tavanına taşıyarak çalışır.  Işık tüpleri yandan ve uçtan ışıma yöntemi ile iki şekilde çalışır. Yandan ışıma yönteminde tüpler bina dışına veya çatıya güneşe dönük olarak yerleştirilir. Uçtan ışıyan ışık tüpleri genelde tek katlı binalar için uygun olmakla birlikte kendine yurt dışında pek çok kullanım alanı bulmuştur. Her iki tür ışık tüpü de üç bölümden oluşur. 

Dış mekân ışıklandırmalarında ise mimari ögelerin, anıtların, heykellerin, tarihi eserlerin, dini mekânların, doğal alanların bulundukları yerle bütünleşmesi doğru tasarlanmış bir ışıklandırma ile mümkündür. Işık tasarımlarının mimari çerçeve içinde estetik bir bakış açısıyla yapılması amaca hizmet edecektir. Doğru tasarlanmamış ışıklandırmalar hem görsel hem de yapısal olumsuzlukları beraberinde getirir. Örneğin, sadece yaprakları aydınlatılmış ağaçlardan oluşan bir park alanı ışıklandırması estetikten uzak hatta bazen ürkütücü bir görüntü oluşturabilir. Ya da kurumsal bir binanın anlamsız renklerle karmakarışık bir biçimde ışıklandırılması ciddiyetten uzak bir görüntüye neden olabilir. 

Doğal ışıklandırma sisteminde kullanılan elementlerin en başında camlar geliyor. Kendi içinde çeşitlerine ayrılan camları şöyle sıralayabiliriz. 

– Üzerine gelen ışık miktarına göre geçirgenliği değişen fotokromik camlar.

– Işığın sıcaklığına göre değişkenlik gösteren termokromik camlar.

– Daha çok ticari amaçla kullanılan, üzerinde ışığın herhangi bir etkisi bulunmayan,  genellikle camlı tasarlanan cephelere uygun olan elektrokromik camlar.

– Elektrokromik camlara benzeyen; daha çok cam katmanları arasına hidrojen verilen gazokromik camlar. 

– Genellikle sıcak iklim şartlarının olduğu coğrafi bölgelerde kullanılması uygun, güneş ışığını kıran prizmatik paneller.

Mimaride Işık Elementi 

Mimariye konu olan mekânları inceleyecek olursak bazı boşluklara rastlarız. Bu boşlukları dolduracak ögelerden biri de ışıktır.  Mekânların biçimlerinde bulunan boşluklar ışık ve diğer elementlerle doldurularak insan ile ilişkilendirilebilir. Doğal ışık kullanılamayan veya ışığın yetersiz kaldığı durumlarda yaşamın devamlılığın sağlanması için yapay ışık gerekli olur. Mimaride iç mekânlarda veya açık alanlarda ışık, yaşamsal bir faktör olmakla birlikte; aynı zamanda yol göstericidir. İhtiyaca göre belirlenen ışık miktarı mekânlar içinde ve dışında farklı yaşam alanları yaratabilir. İnsan içinde bulunduğu mekânla algıları sayesinde devamlı iletişim halindedir. Bu algıların başında görme duyusu gelir. Mekânın barındırdığı fiziksel etkenler, insanları devamlı uyarır. Işık da hem ısısıyla hem görselliği ile bu uyaranlardan biridir. Doğal ışık kullanımlarında, ışık ve yapı ilişkisi incelenen bazı örnek mimari yapılarda doğal ışığın mekâna anlam kattığı ve görsel bir zenginlik yarattığı görülmüştür. 

İnsan ile direkt iletişim halinde olan projelerde doğru tasarlanmış bir ışıklandırmanın insan anatomisi ve psikolojisi üzerinde olumlu etkiler yarattığı görülmüştür. Başarının artması, gözler üzerinde olumlu etkisi, rahatlama, mekânla bütünleşme, huzur, iş kazalarında azalma gibi etkenler bilimsel çalışmalara konu olmuş ve olumlu sonuçlara ulaşılmıştır. Ayrıca enerji kullanımının doğru yönlendirilmesi de faydalarından biridir. 

Işıklandırmada her renk ışık farklı alanlarda kullanılmalıdır. İç mekân renkleri bile kendi arasında farklılıklar göstermektedir. Örneğin bir restoranda kullanılan bir ışık rengini bir mücevherat dükkânında kullanmak uygun olmayabilir. Aynı şekilde özelliği olan bir mimari yapıda kullanılan karmaşık renkleri bir park aydınlatmasında aynı verimlilikle kullanmak doğru sonuçlar vermeyebilir. Konutlarımızda sıcak renkli ışık kullanmak her zaman daha iyi sonuç verir. Yumuşak ve huzur veren, aynı zamanda gözlerimizi fazla yormayan sarı ışık idealdir. Yine lokantalarda sarı ışık yani sıcak ışık hem yemeklerin sunumu hem de müşterilerin rahatı için daha olumlu sonuçlar vermektedir. İnsanların fazla bulunduğu veya konakladığı yerlerde hem güvenli bir his yaratması hem de huzurlu bir ortam sağlaması açısından sıcak renkli ışık kullanılmaktadır. Asansörler, saunalar, hastane odaları, bekleme salonları, lobiler, kuaförler, trikotaj atölyeleri, fabrikalar, konser salonları gibi mekânlarda hepsi kendi içinde ihtiyaçlara göre tasarımlar yapılarak ışıklandırılmalıdır. Örneklerden de anlaşılacağı üzere ışık kullanımı açısından iç mekânlar farklılıklar göstermektedir. 

Sıcak ve soğuk ışık yanında renkli ışıklar da mimariye anlam katan, elementlerin dokusunu ve formunu ortaya çıkaran ögelerden biridir. Işık kullanılan mimari projelerde ışığın renklerle olan ilişkisinin araştırılması, deneyimlenmesi, sonrasında ihtiyaca göre uygulanması gerekir. 

Mimaride Işık Renkleri 

Görme duyusu, etrafınızdaki yüzeylerden gözümüze yansıyan ışınların algılanması olduğundan, mimarlıkta ışıklandırmada renk kullanımın önemini daha iyi anlaşılacaktır.  Mimaride ışık seçimi içerikle yakından alakalıdır. Bu bir yapı olabilir, bir kalıntı, bir mekân ya da bir açık alan olabilir. Doğru bir ışıklandırma tasarımı için kullanılan malzemenin cinsi tasarım için belirleyici kriterleri oluşturduğundan ışık tasarımı da mimari tasarımla birlikte planlanmalıdır.  Kullanılacak malzemenin cinsine göre örneğin beton, çelik veya cam ise renk seçimi buna göre yapılmaktadır. Ayrıca ihtiyaca göre durağan veya hareketli ışıklandırma tasarımları da bu renk seçimleri ile birlikte yapılır.

Mimaride geleneksel kullanıcılar ile genç nüfus tercihleri farklılıklar göstermektedir. Mimari projenin iletişimde olacağı insanların kültürel yapıları, sosyolojik ihtiyaçları, yaşları da göz önünde bulundurularak renk seçimleri yapılmalıdır. Renkler algıları tetikler. Örneğin bir projede kullanılan ışığın rengi iletişimde olan insanların algılarını uyarır ve öncelikle o rengin kendilerine hissettirdikleri ile ilgilenirler. Bu sebeple doğru ışıklandırma ve renk seçimi mimari ögeleri daha görünür kılmalı, estetik bir anlayışla insanlarla buluşturmalı. Renkli ışıklar bir mimari ögeyi yeniden yaratabilir, olduğundan daha farklı gösterebilir. Mimaride ışık tasarımları iletişimde olacak kişilere ne anlatmak istediğinizle de yakın alakalıdır. Üstelik çok güçlü bir etkiye sahiptir. 

Mimari yapıları veya tasarımların uygulama aşamalarında kullanılan ışıklandırmaları, bu ögelerin bitiminde nasıl bir görünüme sahip olacağı hakkında ipuçları vermesi ve iletişimde bulunacak kişileri nasıl bir tasarımla karşılaşacakları konusunda bilgilendirmesi açısından çok önemlidir. Bu aşamada genellikle sade bir ışıklandırma ve genellikle tek renkli tasarımlar kullanılır. Böylece ışık burada bir araç olarak kullanılır.

Mimaride kullanılan ışık renklerinin bazıları iletişimde olan kişiler üzerinde farklı etkiler yaratmaktadır. Örneğin mor ışık ihtişam ve yaratıcılığı temsil ederken yeşil ışık olumlu duyguları, zenginlik ve doğallığı temsil eder. Mavi renkli ışıklar ise her yerde olduğu gibi huzuru, sakinlik ve güveni simgeler. Beyaz saflığın rengi, soyut kavramların sembolüdür. Aynı zamanda boşluğu da simgeler. Sarı renkli ışıklar neşelidir ve insanları çok rahatlatır. Kırmızı enerjiyi, coşkuyu, kendine güveni ve heyecanı temsil eder. Mimaride kullanılan pek çok rengin iletişimde olanlar üzerinde farklı farklı etkileri olduğu, kullanım alanlarına ve ihtiyaçlara göre değişkenlik gösterdiği söylenebilir.  Renkler ve renk tasarımları kullanıldığı alanlara göre günün çeşitli saatlerinde mimari ögenin her dokusuna farklı anlamlar katabilir. Örneğin İstanbul Boğazındaki köprüler sosyal hayat, milli ve dini bayramlarda veya toplumsal olaylar sonucu renklerle iletişimde olanlara farklı farklı mesajlar verebilmektedir. Milli maç ve ulusal kutlamalarımızda kırmızı beyaz renklerle süslenen Boğaziçi köprüleri yapılan ışık gösterileri ile izleyenlere hem görsel bir şölen sunmakta hem de milli duygularımızı uyarmaktadır.  

Mimari projelerde hem konfor sağlanması hem de enerji tasarrufu sağlanabilmesi için doğal ve yapay ışık, kendi şartları içerisinde birlikte kullanılarak modern mimarinin en önemli unsurlarından biri olmuştur. 

Işık ve Mimarinin Mekân Algısında Etkileri

Bir ışıklandırma tasarımı yaparken mimari projenin ve iletişimde olacak kişilerin gerçek ihtiyaçlarının tespit edilmesi gerekmektedir. “Bu ihtiyaçlar nelerdir? “sorusuna cevap arayacak olursak şu sonuçlara ulaşabiliriz.

-Yapılacak mimari proje tasarımının iletişimde olacak kişileri doğru şekilde yönlendirmelidir.

 – Işık insanların gözlerine doğrudan gelmemelidir.

– Mekânın dokusuna uygun, hatta belirginleştirecek şekilde olmalıdır.

-Işık-gölge ilişkisinin doğru ayarlanması gereklidir.

-Açık renkli binalar yapım aşamasında kullanılan doğal renkli malzemelerine yakın bir renkte aydınlatılmalıdır.

-Cam ve metal elementler kullanılan bina veya diğer mimari projelerin cepheleri renkli ışıklarla aydınlatılabilir. 

Mimaride iyi bir proje tasarımı iletişimde bulunacak kişiler üzerinde olumlu ve estetik kavramları besleyen hoş etkiler de bırakmalıdır. Mimaride mekânlar açık alanlar olduğu gibi çevresi duvarlar veya başka elementlerle kapatılmış iç hacimler olabilir.  Mekânlar ve hacimler birbirinden farklı kavramlardır. Bir mekânı hacimden ayıran özelliklerin başında dokular ve algılar gelir.  Bir kişiyi mekânda uyaran elementlerin başında da ışıklandırma gelir. Boşlukları doldurması, estetik olarak doyurucu olması izleyici ile mimari proje arasında olumlu bir bağ kurmasına neden olur. Kullanılan ışıkların mat veya parlak olması, canlı veya solgun olması zıt renklerin çekiciliği imalatların doğru şekilde ihtiyaç sahiplerine ulaşmasında önemli bir etkendir. Mekânda kullanılan ışıklandırmanın algı şiddetinin azalmasına veya çoğalmasına sebep olur. 

İletişimde olan insanların ışığı sadece görsel olarak algılaması beklenemez. Yaydığı ısı ve izleyicinin içinde bulunduğu ruh hali de tasarımın başarısını etkiler.  

Toplumlarda sosyolojik yapıları sonucu renkler farklı algılanabilir. Ülkemizde ve batı toplumlarında beyaz renk saflık timsali olmasına rağmen Asya’da özellikle Japonya’da ölümü simgelemektedir. Çin’de ise yas anlamına gelir. O yüzden mimaride kullanılan renkler de insan psikolojisi üzerinde mekânlar açısından farklı etkiler yaratabilmektedir. Bu sebeple doğru tasarlanmış bir ışıklandırma projesi iletişimde buluna kişileri ister istemez dolaylı da olsa etkiler. Renkler bilinçaltımızda derin etkiler bırakabildiği için mimari projelerdeki ışık tasarımlarında dikkatli kullanılmalıdır. 

İç mekânlarda kullanılan ışıklar mekânı dar veya geniş gösterebildiğinden iletişimde bulunan insanlar açısından ferahlık veya klostrofobik duygular hissettirebilir.  Duvarlarda kullanılan açık renk ışıklandırmalar hareketlendirici ve motive edici olmaktayken; tavanlarda kullanılan açık renkler baskıcı bir etki yaratabilir. Bu sebeple mekânların sıcak ve soğuk renklerle tasarlanmaları mekân algısı üzerinde çok etkilidir.

Bu gönderiyi paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.